ATATÜRK DENİZCİLİĞİ;

DENİZCİLİĞİ SADECE ULAŞTIRMA İŞİ OLARAK DEĞİL, İKTİSADİ İŞ OLARAK ANLAŞILACAK VE TERSANELER, GEMİLER,LİMANLAR VE İSKELELER İNŞA EDİLECEK,DENİZ SPORLARI KULÜPLERİ KURULACAK VE KORUNUP GELİŞTİRİLECEKTİR.

ÇÜNKÜ;

TOPRAKLARININ ÜÇ TARAFI DENİZ OLAN BİR ULUSUN SINIRINI, HALKIN KUDRET VE YETENEĞİNİN HUDUDU ÇİZER.

EN UYGUN COĞRAFİ KONUMDA VE ÜÇ TARAFI DENİZLERLE ÇEVRİLİ OLAN TÜRKİYE;

ENDÜSTRİSİ, TİCARETİ VE SPORU İLE İLERİ BİR ULUS YETİŞTİRMEK YETENEĞİNDEDİR. BU YETENEKTEN YARARLANMAYI BİLMELİYİZ.

DENİZCİLİĞİ TÜRKÜN BÜYÜK ULUSAL BİR ÜLKÜSÜ OLARAK DÜŞÜNMELİ VE ONU AZ ZAMANDA BAŞARMALIYIZ.

TÜRKİYE SAHİP OLDUĞU KONUM İTİBARİYLE AKDENİZ MEDENİYETİNİN BİR PARÇASI VE TÜM TÜRKLERİN AKDENİZ MEDENİYETİNDEKİ TEMSİLCİSİDİR.  MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN O MEŞHUR EMRİ OLAN “ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ!” BİZ DENİZCİ ÖĞRENCİLERLE TÜRKİYE’NİN AKDENİZ MEDENİYETLERİNE YETİŞMESİ VE ONLARI GEÇMESİDİR.

“ATATÜRK’ÜN DENİZCİLİK HAKKINDA SÖZLERİ”


“Denizciliği Türk’ün büyük ulusal ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.’’

“Donanmasız Anadolu olmaz. Donanmadan yana kuvvetli olmak Türkiye’nin savunması için şarttır. Donanmamız izlediğimiz politikanın da kuvvetli desteği olacaktır.”

“En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye ; endüstrisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz ; denizciliği, Türkün büyük millî ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız. ’’

“Zaferi, kontrol altında tutan, ihtiyacı olan şeyi, ihtiyacı olduğu zaman, istediği yere ulaştırabilen ülke kazanır.’’

“Mükemmel ve kaadir bir Türk donanmasına malik olmak gayedir.’’

“Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, ileri”

“En uygun coğrafi konumda ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri bir denizci ulus yetiştirmek yeteneğindedir. Bu yetenekten yararlanmasını bilmeliyiz.”

“Denizcilik sadece ulaştırma işi değil, iktisadi iş olarak anlaşılacak ve tersaneler, gemiler, limanlar ve iskeleler inşa edilecek, deniz sporları kulüpleri kurulacak ve korunup geliştirilecektir. Çünkü: Toprakların ucu deniz olan bir ulusun sınırını, halkının kudret ve yeteneğinin hududu çizer.”

“Donanmasız Anadolu olmaz. Donanmadan yana kuvvetli olmak Türkiye’nin savunması için şarttır. Donanmamız izlediğimiz politikanın da kuvvetli desteği olacaktır.”

“Dış pazarlardan satın alınan gemiler ile Donanma yapılamadığını siz de biliyorsunuz. Donanma, sadece kıyı koruyacak bir kuvvet değil, bundan daha önemli olarak deniz yollarının güvenliğini sağlayacak bir kuvvettir. Anadolu’da yaşadıkça bu bakımdan ihtiyacımız daha büyüktür.

“Evvela çekirdek bir Donanma yapmakla yetinip, Deniz Sanayi ve Ticaretimizi geliştirmeliyiz. Bundan sonra Memleket Sanayiinden fışkıracak Donanmayı yapmak da kolay olacaktır. İlk beş senede kendimizi toplayıp devrimleri yaparız, ikinci beş senede dünyaya kendimizi tanıtırız. Üçüncü beş senede İngiliz Kralına yurdumuzu ziyaret ettiririz.”

“Bahriye’yi esaslı ve ciddi bir biçimde geliştirip, düzenlemek düşünülmelidir. Bu konuda başlangıç noktası, özellikle seçkin elemanları hak ettikleri gibi yetiştirip, onlardan memleketin ivedi gereksinimlerinde yararlanmak ve herhalde memleketin gücünün üzerinde hayallerden de uzak durmak olmalıdır.”

Kaynakça: Atatürk’ün Deniz Sevgisini Anlatan Sözler-Virahaber

“ATATÜRK VE KABOTAJ”

Kabotaj: Bir devletin sahip olduğu limanları arasındaki deniz taşımacılığı ve deniz ticareti konusunda tanıdığı ayrıcalıktır.

Osmanlı Devleti, kapitülasyonlarla Türk denizlerinde, yük ve yolcu taşıma hakkını Batılı devletlere vermişti. Deniz ulaştırmasının büyük bir bölümü ile önemli limanların işletilmesi yabancıların elindeydi. Bu nedenle Türkler, kendi denizlerinde ticaret yapamaz durumdaydı. Lozan Antlaşması ile Türk denizlerinde gemi işletme hakkı (kabotaj hakkı) Türklere bırakıldı. Kabotaj hakkının tam olarak uygulanmaya konulması, 1 Temmuz 1926 tarihinde çıkarılan Kabotaj Kanunu ile gerçekleşti. Bu kanunla Türk karasularında yolcu ve yük taşıma hakkı sadece Türk gemilerine verildi. Böylece Türkiye’nin denizlerinde tam bağımsızlığı sağlanmış oldu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, millî ekonomi gereğince yabancıların Osmanlı Döneminde kapitülasyonlardan yararlanarak kurdukları ticaret işletmelerini satın alarak devletleştirme girişimlerinde bulunmuştur.

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nın ardından hem maddi hem de manevi anlamda büyük yıkıma uğradı. Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanması ile boğazlar ve limanlar yabancı ülkelerin yönetiminin eline geçti. Savaştan sonra ülkenin yeniden ayağa kalkması gerekiyordu, bu sebeple Atatürk yeni ekonomi girişimlerinde bulunulması gerektiğinin farkına vardı. 4 Mart 1923 ‘de İzmir’de Türkiye İktisat Kongresi toplandı. Bu kongrede yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ekonomisine güç sağlayabilecek çözümler konuşuldu. 20 Nisan 1926’da Kabotaj kanunu kabul edildi, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe girmesiyle Türk limanları özgürlüğüne kavuştu.

Kabotaj Kanununun bir hükmünde; “Türkiye limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşınması ile kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri, Türk vatandaşları ve Türk bayrağı taşıyan gemilerce yapılır.”

Bu yasaya göre Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm karasuları ve limanları arasındaki deniz ticareti, yolcu taşımacılığı, dalgıçlık, rehberlik, kaptanlık, tayfalık vs. hepsi yeni Türk Devletinin yönetiminin altına girdi. Bu yasa ile beraber Türkler kendi limanlarında, akarsularında, göllerde, Marmara Denizi ve boğazlarda tam bağımsızlığı kazanmış oldu. Yabancı devletlerin gemilerinin, sadece Türk ve yabancı devletlerin limanları arasında ticaret yapabileceği belirtildi. Böylelikle ekonomide ilk bağımsızlık elde edildi.Ülkemizde 1 Temmuz 1935’ten itibaren Kabotaj Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Kaynakça: Belleten Dergisi

“ATATÜRK VE BANDIRMA VAPURU”

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ü 9. Ordu Müfettişi (Mirliva) olarak kurmayları ile birlikte İstanbul’dan Samsun’a getiren Bandırma Vapuru, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolda çok önemli bir görev yaparak tarihteki yerini almıştır. 19 Mayıs 1919 tarihinde Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasından ve Büyük Kurtuluş Savaşı’nın başlamasında önemli bir rolü vardır.

1.BANDIRMA VAPURU’NUN YAPIMI

Gemi 1878 yılında İngiltere’nin Glasgow kentinde (İskoçya bağımsızlığını ilan ettikten sonra bu bölge İskoçya sınırları içerisine girmiştir) Mac. Intyre Paisley – Huston ve Cardett gemi tezgahlarında 21 sıra numarası ile 279 grostonluk yolcu ve yük vapuru olarak inşa edilmiştir. Geminin ilk sahibi “Dussey and Robinson” şirketi gemiyi “Torocaderto” adı altında 5 yıl çalıştırmıştır.

2.VAPURUN OSMANLI DEVLETİ’NE KAZANDIRILMA SÜRECİ

  • 1883 yılında Yunanistan’da  H. Psicha Preus Firmasına satıldıktan sonra “Kymi” adını alarak, geminin Londra’da olan kaydı Pire Limanına alınmıştır.
  • 1890 yılında H. Psicha Preus firması gemiyi başka bir Yunanlı firma olan Cap. Andreadis firmasına satmış, 12 Aralık 1891 tarihinde kaza sonucu batmış, aynı yıl içerisinde yüzdürülmüştür. Kymi adı ile “İstanbul Rama Derasimo” firmasına satılarak İstanbul limanına kayıt edilmiştir.
  • 1894 yılında Pire Limanındaki kayıt o zamanki Deniz Yolları İşletmesi anlamına gelen “İdare-i Mahsusa” ya nakledilmiş ve Türk bayrağı çekilerek, adı “Kymi” den “Panderma” olarak değiştirilmiştir. Marmara Denizi kıyılarında, Tekirdağ, Mürefte, Şarköy, Karabigah, Erdek arasında yük ve yolcu seferleri yapmıştır.
  • İdare-i Mahsusa’nın statü değiştirerek 28 Ekim 1910 yılında “Osmanlı Seyrüsefain İdaresi” (Osmanlı Denizcilik İşletmesi) olunca geminin adı “Panderma”, “Bandırma” olarak değiştirilerek posta vapuru haline getirilmiştir.

3.BANDIRMA VAPURU YOLCULUĞU BAŞLAMADAN ÖNCE

1914-1918 1.Cihan Savaşı kaybedilmiş, Mondros Mütarekesi imzalanmış, Osmanlı Devleti parçalanmış, 7 Kasım 1918 tarihinde  Yıldırım Orduları lav edilmiş ve Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a gelmiş. İşgal kuvvetleri donanması da bir rastlantı sonucu Haydarpaşa açıklarından İstanbul’a girmekteyken bu görünüm Mustafa Kemal Paşa’yı son derece üzmüş ve etkilemiştir. “Geldikleri gibi giderler” ünlü sözcüğünü o zaman söylemiştir. İstanbul’da yakın arkadaşları olan Ali Fuat Paşa (Cebesoy) İsmet Bey (İnönü), Rauf Bey ve diğer yakın arkadaşları ile Şişli’deki evlerinde yurdun kurtuluşu için toplantılar yapılmakta çareler aranmakta idi. Bir taraftan da işgal kuvvetleri komutanlığı “Sadarete”, (başbakanlığa) müracaatla Samsun dolaylarında asayişin bozulduğundan Rum köylerinin sürekli olarak Türkler tarafından hücuma uğradığı ve yerel yönetimce asayişin sağlanamadığından şikayet edilmekte. Trabzon ve Polathane yerleşimi “Hrisantos” tutsaklık altındaki Rumların delegesi olarak, barış konferansında muhtara vermişti, aksi halde işgal kuvvetleri tarafından duruma el konulacağı tehditleri yapılmaktaydı. Çanakkale Savaşı’nın da özellikle Gelibolu yarımadasındaki savaşları ile ün yapmış olan genç General Mustafa Kemal Paşa, başta ordu olmak üzere halk tarafından da çok sevilmekte ve saygı görmekteydi.

4.MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN GÖREVLENDİRİLMESİ

Osmanlı Devleti içerisinde başta Padişah Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit Paşa dahil devlet ileri gelenleri arasında en güvenilir kişi olarak bilinmekteydi, Sadrazam Damat Ferit Paşa dönemin İçişleri Bakanı olan, Mehmet Ali Bey’i Başbakanlığa çağırarak Samsun ve yöresinde asayişi sağlayacak askeri komutan için “ne düşündünüz” diye sorduğunda Mehmet Ali Bey, mevcut komutanlar arasında özel yeteneklere sahip olan tek kişinin eski “Yıldırım Orduları” komutanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa’nın olduğu önerisinde bulunmuştur.

5. GÖREVLENDİRMENİN DETAYLANDIRILMASI DAMAT FERİT PAŞA’NIN EVİNDE VERİLEN ÇAY ZİYAFETİNDE GÖRÜŞÜLDÜ

12 Nisan 1919 tarihinde İstanbul’dan yola çıkan Kazım Karabekir Paşa Erzurum’a ulaşmıştır. Yakın arkadaşları da Mustafa Kemal Paşa’ya acele olarak Anadolu’ya geçmesini önermekteydiler. 1 Mayıs 1919 tarihinde Damat Ferit Paşa Dışişleri köşkünde Mustafa Kemal Paşa’ya bir çay ziyafeti vermiştir. Toplantıda Anadolu’daki asayiş durumu bahis konusu edilmişti. 12 Mayıs 1919 tarihinde de Mustafa Kemal Paşa 9. ordu  müfettişliğine atandı. Atama bütün kolordulara bildirildi. Anadolu’ya geçme hazırlıkları ile meşgul olan Mustafa Kemal Paşa tekrar Damat Ferit Paşa’nın konağında yemeğe davet edilmiştir, yemekte Erkan-ı Harbiye Reisi (Genel Kurmay Başkanı) Cevat Paşa’da (Çobanlı) bulunmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa Samsun ve çevresindeki karışıklığı yerinde incelemeler yaparak önleyeceğini söylüyordu. Cevat Paşa ayrıca Samsun ve Sivas’ta asayişi bozan çeteler hakkında rapor istedi.

6.KEMAL PAŞA’NIN VAHDETTİN İLE GÖRÜŞMESİ

 Mustafa Kemal Paşa, Padişah Vahdettin tarafından da kabul edildi. Padişah Paşa’dan İngilizlerin şikayetçi oldukları problemleri çözmesini istedi. Paşa’ya “Fahri Yaverlik” verdi. (I. Cihan Savaşında Vahdettin’in veliahtlığı döneminde yaveri olan Mustafa Kemal  Bey ile beraber Almanya’ya  gitmişlerdi). Padişah Vahdettin, Paşa’ya aynen şöyle söyledi: “Paşa, Paşa devleti kurtarabilirsin.” Paşa’nın da yanıtı şöyleydi: “Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime inanabilirsiniz, bana emrettiklerinizi bir an bile unutmayacağım.”

7.KAPTAN OLARAK İSMAİL HAKKI BEY GÖREVLENDİRİLMİŞTİ

Yine Şişli’deki evinde yol hazırlıkları ile meşgul olurken bir taraftan da güvendiği arkadaşları ile görüşmelerini sürdürüyordu. I. Cihan harbi ardından Osmanlı Donanması ağır hasar almıştı. Mevcut ve onarıma muhtaç olan gemiler de Almanya’ya  bakım amaçlı gönderilmiştir. Bu bakımdan Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının Samsun’a götürmek için eldeki olanaklara uyularak Bandırma Vapuru ayrılmış ve geminin kaptanlığına da 01.05.1919 tarihinde İsmail Hakkı Kaptan atanmıştı. 

8.BANDIRMA VAPURU DAYANIKLILIK AÇISINDAN ÇOK KUVVETLİ BİR GEMİ DEĞİLDİ

O dönemde 41 yaşında olan Bandırma Vapuru, sürekli olarak Marmara Denizi kıyılarında çalışmış, Karadeniz’e pek çıkmamıştı, Karadeniz’in hırçın dalgalarına dayanma gücü ve direnci az olan bu gemi ancak Marmara’da çalışabiliyordu.

9.İSMAİL HAKKI BEY TECRÜBELİ BİR KAPTANDI

Gemi Karadeniz’e pek çıkmamıştı ama İsmail Hakkı Kaptan iyi bir birikim sahibi ve Karadeniz’i çok iyi tanıyan bir kaptandı. 21 yıllık kaptanlık sürecinde 5 yıl bir fiil Karadeniz’de çalışmış, Hindistan ve Uzak Doğuya kadar gitmiş bir kaptandı.

10.MUSTAFA KEMAL PAŞA, İSMAİL HAKKI KAPTANI GÖRÜŞMEK İÇİN ŞİŞLİ’DEKİ EVİNE ÇAĞIRIR 

Mustafa Kemal Paşa tarafından Şişli’deki evine çağrıldı. Kaptan eve vardığında Paşa tarafından nazik bir şekilde karşılanarak, üzerinde haritalar bulunan bir masaya oturması işaret edildi. Paşa kaptandan gemi hakkında bilgi istemiştir. Beraber gidiş rotasını saptamışlardır. Kaptan önce geminin özelliklerini anlatmış, geminin 41 yaşında olduğunu, ama kısa bir hazırlık döneminden sonra bu yolculuğa hazırlıklı hale getirilebileceğini söyler.

11.MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN YOLCULUK HAKKINDA İSTEDİKLERİ 

Yol boyunca gemi mümkün olduğu kadar kıyıya yakın bir rota izleyecekti. Bunda amaç düşman savaş gemilerinin muhtemel saldırılarından korunup en hızlı yoldan karaya ulaşmaktı. Yolculuk Samsun’da noktalanacaktı. Muhtemel bir tehlike anında Sinop’a çıkabilirlerdi. Her şey gelişmelere bağlıydı.

12.BANDIRMA VAPURU’NUN HAREKET ETMESİ

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a hareketinden birkaç gün önce eski ve yakın arkadaşlarından olup 1926 yılına kadar da beraber oldukları Rauf Bey aldığı bir habere göre işgal kuvvetleri komutanlığı tarafından vapurun geçişine izin verilmeyecekti  ya da Bandırma Vapuru’nun Karadeniz’e çıktıktan sonra batırılacağının haberini aldığını söylemiştir. Aslında Galata rıhtımları, Fransız, Sirkeci rıhtımları da İngilizlerin İşgali altındaydı. Paşa bu varsayımları da göz önünde tutarak fikrini değiştirmiş, Beşiktaş Akaretler’de oturan annesi Zübeyde Hanımefendi ve kız kardeşi Makbule Hanımefendi’ye veda etmek için Beşiktaş’taki evlerine gitmiştir. Onlarla bir süre görüştükten sonra, Karargahı ile beraber, Beşiktaş Vapur İskelesinden Askeri yollamanın bir motoruna binmiş, Kız Kulesi açıklarında bekleyen Bandırma Vapuruna geçerek, Süvari İsmail Hakkı Kaptan’a hareket emrini vermiştir.

13.BANDIRMA VAPURU İNGİLİZLER TARAFINDAN GERİ DÖNDÜRÜLMEK İSTENDİ 

Bandırma Vapuru Sirkeci rıhtımında  durdurularak İngilizler tarafından sıkı bir denetimden geçirilmiştir. İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e  çıktıktan sonra hafiften esen rüzgar birden kendini şiddetli bir fırtınaya bırakmış ve 279 grostonluk gemiye yüklenmeye başlamıştı. Geminin İstanbul’dan hareketinden bir süre sonra, İngiliz işgal kuvvetleri tarafından bir destroyer, Bandırma Vapurunu geri çevirmek ya da batırmakla görevlendirilmişti. Fakat Bandırma Vapuru İngiliz işgal kuvvetlerinin planladığı rotayı takip etmediği için yakalanmamıştır.

14.SİNOP’A VARIŞ

Bandırma Vapuru 18 Mayıs 1919 günü Saat 12:00 civarı Sinop limanına girmiştir. Gemide konuk olarak bulunan Sinop Mutasarrıfı (Valisi) Mazhar Tevfik Bey bir sandalla karaya çıkarken, Mustafa Kemal Paşa bir ara arkadaşları ile birlikte Sinop’a çıkıp oradan da kara yolu ile Samsun’a  geçmeyi düşünmüştür. Böylece takip eden savaş  gemisinden kurtulmuş olacaklardı. Fakat kara yolculuğunun yol şartları nedeniyle deniz yolculuğundan daha çetin olunacağı anlaşılınca bu fikirden vazgeçilerek vapurla yolculuğa devam kararı alınmıştır.

15. 19 MAYIS 1919 SAMSUN’A VARIŞ

Bandırma Vapuru 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü sabah 08:15’de Samsun’a demir atarken, İsmail Hakkı Kaptan yaşamının en mutlu anının tadıyordu. Dil iskelesi açığına demir atan Bandırma Vapurundan taka aracılığı ile Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, bugünkü Samsun Büyük Oteli ve Yaşar Doğu Spor Salonu arasında bulunan ilk adım anıtının olduğu yerdeki Fransızlardan kalma Dil iskelesinden  karaya ayak basmışlardır.

16.MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E İLERDE DOĞUM GÜNÜ SORULDUĞU ZAMAN SAMSUN’A AYAK BASTIĞI TARİHİ SÖYLEYECEKTİ

19 Mayıs 1919 günü Samsun’a  çıkan genç generalin kurtuluş harekatını başlatacağını kimse bilmiyordu. Resmi görevi Samsun ve çevresinde baş kaldıran bazı çeteleri yola getirmekti. Resmi unvanı ise ordu müfettişliği idi.

16. VAPURDA BULUNANLARIN İSİM LİSTESİ

  1. 9. Ordu Müfettişi Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa (Atatürk)
  2. 3. Kolordu Komutanı Erkan-ı Harp Mir Alayı (Kurmay Albay) Refet (Bele Paşa)
  3.   Müfettişlik Kurmayı Başkanı Erkan-ı Harp Miralayı Manastırlı Kazım (Dirik Paşa)
  4.   Müfettişlik Sağlık Daire Başkanı Tabip Miralay İbrahim Tali (Öngören)
  5.   Kurmay Başkan Yardımcısı Erkan-ı Harp Kaymakamı (Kurmay Yarbay) Mehmet Arif Bey (Ayıcı)
  6.   Karargah Erkan-ı Harbi ve İstihbarat ve Siyasi şube Müdürü Erkan-ı Harp Binbaşısı Hüsrev Gerede
  7.   Müfettişlik Topçu komutanı Topçu Binbaşı Kemal Bey (Doğan)
  8.   Müfettişlik Sağlık Daire Başkan Yardımcısı Tabip Binbaşı Refik Bey (Saydam)
  9.   Müfettişlik Başyaveri Yüzbaşı Cevat Abbas Bey (Gürer)
  10.   Dr. Yüzbaşı Behçet Efendi
  11.   Kurmay Mülhakı Mümtaz 
  12.   Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (Ede)
  13.   Müfettişlik Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket (Öndersev)
  14.   Karargah Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (Süsoy)
  15.   Mülhak Yüzbaşı Rauf
  16.   Yüzbaşı Hersekili Ahmet Efendi
  17.   Kurmay Başkanı Emniyet Subayı Üsteğmen Hayati
  18.   Kurmay Mülhakı 3. Kolordu Komutan Yaveri Üsteğmen Arif Hikmet (Gerçekçi)
  19.   İAŞ Subayı Üsteğmen Abdullah (Kunt)
  20.   Mülhak Teğmen Zebur
  21.   Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (Kılıç)
  22.   Emir Subayı Teğmen Ruhsat
  23.   Adli Müşavir Ali Rıza Efendi
  24.   Tabur Hesap Memuru Rahmi Efendi
  25.   Tabur Hesap Memuru Ahmet Nuri Efendi
  26.   1. Sınıf Katip Faik Efendi (Aybars)
  27.   4. Sınıf Katip Memduh Bey (Atasev)
  28.   Zabit Vekili Tahir Efendi
  29.   Alay Katibi Yahya Efendi
  30.   Tabur Katibi Süleyman Fehmi Efendi
  31.   Hesap Memuru Şükrü Efendi
  32.   Kıdemli Çavuş Osman Nuri Oğlu Ali Faik
  33.   Kıdemsiz Çavuş İbrahim İzzet Oğlu Atıf
  34.   Çavuş Mustafa Oğlu Kemal
  35.   Çavuş Kemal Oğlu Mustafa
  36.   Onbaşı Tevfik Oğlu Adem
  37.   Onbaşı Ali Oğlu Refet
  38.   Onbaşı Abdullah Oğlu Ali
  39.   Nefer Hüseyin Oğlu Mehmet
  40.   Nefer Ahmet Oğlu Emin
  41.   Nefer Mustafa Oğlu İsmail
  42.   Nefer İbrahim Oğlu Ömer
  43.   Nefer Kerem Oğlu Mehmet
  44.   Nefer Mehmet Oğlu Mehmet
  45.   Nefer Hasan Oğlu Ulvan
  46.   Nefer Mehmet Oğlu Durmuş
  47.   Nefer Mehmet Oğlu Ali
  48.   Nefer Şakir Oğlu Nuri
  49.   Nefer Hasan Oğlu Hüseyin
  50.   Nefer Abdullah Oğlu Musa
  51.   Nefer Abdullah Oğlu Mehmet
  52.   Nefer Mehmet Oğlu Hasan
  53.   Nefer Bekir Oğlu Mahmut
  54.   Nefer İhsan Oğlu Mehmet Lütfi
  55.   Nefer Ali Oğlu Musa 

 olmak üzere toplam 55 kişi bulunmaktaydı.

18. BANDIRMA VAPURU’NUN MÜRETTEBATININ İSİM LİSTESİ

  1. Gemi süvarisi İsmail Hakkı Durusu
  2. İkinci Kaptan Üsküdarlı Tahsin Kaptan
  3. Çarkçıbaşı Mehmet Ağa Oğlu Hacı Süleyman
  4. Gemi Katibi İsmail
  5. Lostromo Hasan Reis
  6. Serdümen Göreleli Ali Oğlu Basri
  7. Ambarcı  Rizeli Süleyman Oğlu Mahmut
  8. Ambarcı Silivrili Hasan Oğlu Mehmet
  9. Tayfa Süleyman Oğlu Cemil
  10.   Tayfa Hüseyin Oğlu Rahmi
  11.   Tayfa Mesut Oğlu Temel
  12.   1. Kamarot Muharrera Oğlu Hacı Tevfik 
  13.   Kamarot İbrahim Oğlu Mehmet
  14.   Kamarot Yamağı Mustafa Oğlu Halit
  15.   Ateşçi Koyunhisarlı Yusuf Oğlu Halit
  16.   Ateşçi Rizeli Arif Oğlu Mansur
  17.   Ateşçi Osman Oğlu Hacı Hamdi
  18.   Kömürcü Hasan Oğlu Mehmet
  19.   Kömürcü Mehmet Ali Oğlu Ömer Faik
  20.   Vinçci İsmail Hakkı
  21.   Vinçci Ali Oğlu Galip

Gemide : Atatürk ve kurmayları 22, er ve erbaşlar 25, Müşavir ve katipler 8, gemi personeli 21 olmak üzere toplam 76 kişi bulunmaktaydı.

19.BANDIRMA VAPURU’NA NOLDU?

1925 yılında gemi Bozmacı İlhami (SÖKER) isimli Türk armatöre satılmış, ve aynı armatör tarafından 4 ay içinde Haliç Fenerin’ de Hurda olarak parçalanmıştır.

Ancak 2001 yılında yeniden inşası yapılıp, 2003 yılında Bandırma Müzesi olarak Samsun’un Canik İlçesinde açılmıştır.

“ATA’NIN MAVİ VATANI”

Denizden beslenmeyen hiçbir faaliyet başarıya ulaşamaz. Tarih boyunca savaşı denizden besleyebilenler zafere ulaşmışlardır. İstiklal Savaşımızın kazanılmasında da aynısı olmuştur. Sivil asker Türk denizcileri fedakarlık ve kahramanlıkları ile zafere çok önemli katkıda bulunmuşlardır. Atatürk’ün “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da kulağım İnebolu’da…’’ sözü denizden gelecek lojistik desteğin önemini göstermektedir. 

Yeni devletin neredeyse olmayan donanmasının ilk resmi faaliyeti Ege’deki iki adanın teslim alınması idi. 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Antlaşması gereğince İmroz (Gökçeada) ve Tenedos (Bozcaada) adalarının teslim alınması gerekiyordu. İki gambot, Gökçeada ve Bozcaada kaymakamları ile idari personelini Eylül ayı sonlarına doğru bu adalara ulaştırdı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Türkiye Cumhuriyetinin donanması hurda denilecek bir durumda, Haliç’te bulunuyordu. Yavuz gemimiz ise üç kocaman yarası ile Tuzla’da idi. İçlerinde yalnız, okul gemisi olarak görev yapmakta olan Hamidiye kruvazörü ile Ertuğrul yatı seyre çıkamaz, fakat az da olsa kullanılabilir olarak korunmuştu. Cumhuriyetin ilanını kutlama maksadıyla selamlık atış emri geldiğinde 101 pare atışın yarısı Hamidiye, yarısı da Ertuğrul gemisi tarafından yapılabildi. Daha sonra, Hamidiye, yeni Cumhuriyetin adını denizlerde göstermek amacıyla seyre hazırlandı. Eski zırhlılardan İclaliye’nin direkleri ile Muin-i Zafer korvetinin köprüüstü Hamidiye’ye takıldı. Gemi binbir zorlukla seyre hazırlanabildi. Hamidiye’nin 250 askeri eksikti. Gemi haliçten çıkmadan bir gün önce askerler geldi. Sırtlarında resmi elbise yoktu. Haliç’ten çıkan gemi, Dolmabahçe yerine, Büyük Ada açıklarına demirlemişti. Burada gözden uzak bir şekilde askerlerin resmi elbiseleri giydirilmiş, ilk askerlik eğitimleri yaptırılmış ve bir hafta sonra Dolmabahçe önüne demirlenmiştir.

Yüce Atatürk, denizin ne kadar önemli olduğunu Çanakkale Savaşı sırasında anlamıştı. Bunu Çanakkale Savaşlarından hemen sonraya ait ifadesinde vurgulamıştı: Biz Çanakkale’de İstanbul’u kurtardık. Ama karşımızda denizlere hakim olmanın sağladığı üstünlükle, manevra kabiliyetini daima elinde bulunduran ve bundan geniş ölçüde faydalanan bir düşman vardı.

Atatürk’ün etrafında gerek deniz hukuku, gerek deniz stratejisi ve diğer deniz konularında bilgi verecek, analiz yapacak bir danışman yoktu. Bu yeni Cumhuriyetin en zayıf yönlerinden biriydi. Bu sıkıntı Lozan görüşmelerinde de yaşanmıştı. Deniz Kuvvetlerini kara ordusunun bir parçası gibi görme hastalığı yeni Cumhuriyete de aynen sirayet etmişti. Genelkurmay Başkanı F.Çakmak, donanmayı Bursa’daki Kolordunun emrine verip Marmara dışına çıkmasını yasaklamıştı. Ayrıca Donanmaya sadece denizaltı ve hücumbotun yeterli olacağını savunuyordu. Nitekim dışarıdan alınan ilk gemiler, Birinci ve İkinci İnönü adı verilen iki denizaltı gemisi olmuştu. Türk denizcileri, bunun ne denli yanlış olduğunu Atatürk’e  anlatma fırsatını, Atatürk ve beraberindeki heyetin 11-21 Eylül 1924 tarihleri arasında Karadeniz seyahati sırasında buldular. Hamidiye gemisi ile yapılan bu seyahat esnasında Atatürk, deniz kuvvetleri mensuplarını daha iyi tanıdı, fikir alışverişi yaptı, onların istek ve değerlendirmelerini birini ağızdan dinledi ve denizcilerin görev bilincini yakından gördü. Bu seyahat, Türk denizciliği için bir dönüm noktası oldu.

Nitekim Atatürk hemen harekete geçmiş ve 2 Kasım 1924 günü Meclisin açılışında yaptığı konuşmada bahriyenin modernize edilmesinin gereğini vurgulamıştır. Ve 30 Aralık 1924’te Bahriye Bakanlığı kurulmuştur. İlk bakan Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı emekli kara binbaşı İhsan Yavuzer olmuştur. Başta F. Çakmak ve ordu komutanları olmak üzere birçok kişi buna karşı çıkmıştır. Bahriye Bakanlığı üç yıl sonra lağv edildi. Buna rağmen ilk ve son bakan İhsan Bey, ideolojik ve doktriner anlamda önemli gelişmeler sağladı. 2 kruvazör, 2 denizaltı, 2 torpido kruvazörü ve 3 küçük muhripten kurulu ilk donanma bu dönemde denize çıkarak savaş eğitimine başlamıştır. Ayrıca Yavuz gemisinin onarım kararı alınmıştır. Yavuz gemisinin onarımının 1928 yılına kadar geciktirilmesi, Türk Genelkurmayının denizcilik vizyonunun ne kadar körleşmiş olduğunun açık bir göstergesidir.

Atatürk, ülkenin kültür ve ekonomisinin yabancı devletlerde propagandasını yaptırmak üzere deniz yollarının Karadeniz  adlı ticaret gemisini 1926 yılında seyyar bir sergi biçiminde düzenleterek Helsinki’ye kadar bütün Akdeniz  ve Atlas Okyanusu limanlarında dolaştırmıştır.

Atatürk, dünya çapındaki gelişmelerde de Donanmayı birinci araç olarak kullanmıştı. Bu konuda deniz personeline o kadar güvenmişti ki şapka devriminde verdiği özel emirle ilk önce deniz personeline şapkayı giydirmiş, bundan altı ay sonra şapka kanununu çıkarmıştır. Onun aziz naaşını taşıyan Yavuz Gemisine refakat etmek üzere, bir kaç devletin savaş gemisi göndermeleri devlete deniz yoluyla yaptığı saygınlık hizmetinin başka bir kanıtı olmuştur.

Kaynakça: Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi Ve Stratejist 

“Atatürk’ün Ziyaret Ettiği Gemiler ve Vapurlardan Hatıralar”

ACAR BOTU 

TCG Acar’ın Tarihçesi CG ACAR, 1936-1937 tarihleri arasında Almanya’da inşa  edilmiştir. 65 ton ağırlık, 27 metre boy, 5 metre en, 1.7 metre draft ve 15 deniz mili sürate sahiptir. Dönemin Alman yetkilileri tarafından verilen müsaadeye istinaden  deniz trafiğine kapalı Kiel Kanalı’ndan geçirilerek üç gün içerisinde Dolmabahçe Sarayı önlerine getirilmiştir. Bir müze gemi olarak sergilenmesi üç aşamadan oluşan bir proje ile mümkün olmuştur. İlk aşama geminin oturtulacağı kaidenin yapımı olup, 10 Mart 2017 tarihinde başlanmış ve kaide yapımı 12 Haziran 2017 tarihinde tamamlanmıştır. İkinci aşamada ise 15 Haziran 2017 tarihinde deniz yoluyla İstanbul’dan Nara’ya intikal ettirilmiştir. 

2 Temmuz 2017 tarihinde Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığında kurulan 1000 tonluk kara kreyni, 3 Temmuz 2017 tarihinde gemiyi denizden alarak, yapılan kaideye intikalini sağlayacak kara aracının üzerine oturtmuştur. Aynı gün kara kreyni tekrar sökülerek kaidenin yanında kurulmuştur. 4 Temmuz 2017 tarihinde ise kara aracı vasıtasıyla kaidenin yanına intikal ettirilmiş, sonrasında kaideye oturtulmuştur.

ADATEPE MUHRİBİ 

27 Temmuz 1933 tarihinde Adatepe Muhribi ile Yalova’dan İstanbul’a ve İstanbul’dan Yalova’ya seyir yapan Mustafa Kemal Atatürk, geminin hatıra defterine şu satırları yazmıştır; “Adatepe ile yaptığım kısa yolculuğun değerli hatırasını unutmayacağım. Yakından tanımak fırsatına malik olduğum seçme deniz kumandanlarımız, gemi zabitlerimiz ve denizcilerimizle iftihar ettim.’’ Gazi Mustafa Kemal Atatürk  27 Temmuz 1933 

ANKARA VAPURU 

 “Ankara vapuru ile yaptığım tenezzühlerden çok memnun kaldım.Bu yalnız bir tenezzüh değildir. Bize aynı zamanda vazife ifa ettiren bir seyahattir.’’ Gazi Mustafa Kemal Atatürk 15 Temmuz 1927 

EGE VAPURU

“1930 Senesi nihayetlerinde Marmara ve Ege Denizi ve Akdeniz sahilleri tetkik seyahatlerini Ege Vapuru’yla yaptım. Vapurun seyrüseferde ve her türlü hizmetlerde gösterdiği kabiliyetten dolayı Seyrüsefain Umum Müdürü Sadullah Bey’i tebrik ve vapurun süvarisi zabitan ve bütün efradını takdir ederim.’’ Gazi Mustafa Kemal Atatürk 12 Şubat 1931 

GÜLCEMAL VAPURU 

“Gülcemal Vapuru’nda gördüğümüz intizam ve mükemmeliyet şayan-ı takdirdir. Müdür-ü Umumisi beyefendim, geminin süvarisine ve bütün mürettebatına teşekkür ederim.’’ Gazi Mustafa Kemal Atatürk 5 Haziran 1926 

HAMİDİYE KRUVAZÖRÜ 

Cumhuriyetin ilanından bir yıl gibi kısa bir süre sonra Atatürk , 11-21 Eylül 1924 tarihleri arasındaki Karadeniz seyahatini Cumhuriyet Donanmasının denize çıkan ilk gemisi olan Hamidiye Kruvazörü ile yapmıştır.

Atamızın Hamidiye Kruvazörü’nde hatıra defterinde kaleme aldığı yazıdan bir cümle: “Hudutlarının mühim ve büyük kısmı deniz olan Türk Devletinin donanması da mühim ve büyük olmak gerektir. O zaman Türk Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. Mükemmel ve kaadir bir Türk donanmasına malik olmak gayedir.’’ Gazi Mustafa Kemal 20 Eylül 1924

İZMİR VAPURU 

“İzmir Vapuruyla Bahri Siyah seyahatimde vapurun mükemmeliyeti ve kumanda heyeti ile efradının vazife hususunda gösterdikleri liyakattan dolayı kumanda heyeti ve Seyrisefain Müdüriyetine arz-ı teşekkür tahsin eylerim.’’ Gazi Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1928 

MARMARA VAPURU 

“Marmara Vapuru’nda memnuniyetle geçirdiğimiz birkaç dakikanın hatırasına.’’  Gazi Mustafa Kemal Atatürk  20 Eylül 1924

REŞİT PAŞA VAPURU 

“ Reşit Vapuru’nda geçirdiğimiz saatler kıymetli hatıram meyanında bulunacaktır. Gördüğümüz intizam ve mükemmeliyet seyri sefain idaremizin muktedir ellerde bulunduğuna şüphe bırakmamaktadır. Bu yazılarım teşekkürdür.’’ Gazi Mustafa Kemal Atatürk 22 Eylül 1925 

SAVARONA YATI 

Atatürk Savarona’da kaldığı günlerde Marmara’da muhtelif seyirler yapmış, bunlardan birisi Erdek’e olmuştur. Erdek’te bulunan Donanma tarafından selamlandıktan sonra karargahı Yavuz Zırhlısından bulunan Donanma komutanı Amiral Şükrü Okan’ın ziyaretini kabul etmiş Erdek’ten haraketle Büyükada önüne gelmiştir. 

Atatürk 9 Temmuz 1938 günü Bakanlar Heyeti’ni Savarona’da bir toplantıya çağırmış, bu bakanlar ile yaptığı son toplantı olmuştur. 

Ömrünün son senesinin 54 gününü yatta geçirerek 25 Temmuz 1938 günü Savarona Yatından hasta olarak ayrılıp Dolmabahçe Sarayı’na geçmiştir. 

ZAFER MUHRİBİ

“Saat 17.00’da Çeşme önlerinde, Ege Adaları alanında sonra Antalya yolu ile dönüşte Zafer içinde geçirdiğimiz saatlerin hatırası unutulmayacaktır. Çoğu geceye rastlayan bu yolculuğumuzda Zafer’in bütün erat, subay ve komutanlarının ve Filotilla Komodoru Sait Halman’ın gösterdikleri dikkat ve vazife severliği çok takdir ettim. Bu değerli arkadaşlara olan teşekkürlerimi buraya kıvançla yazıyorum.’’ Gazi Mustafa Kemal Atatürk 18 Kasım 1935 

 

Kaynakça: Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı

Çalışma sahibi: Semra TAŞ