DENİZCİ MİLLET OLMAK
Denizcilik,milletlerin ortak kültürüne ve devlet geleneğine yerleştikten sonra, gerek askeri gerekse ticari denizcilikte görev alanlar kendine has gelenek ve göreneklerini geliştirirler böylece denizlerin ve medeniyetlerin gelişmesinin önü açılır. Genelde deniz ülkeleri özelde ise ülkemiz denizciliği benimsedikçe siyasi, askeri ve ticari anlamda çok büyük aşamalar kaydedilebilir.
Öncelikle denizin, denizciliğin, özellikle de bu işin hukukunun hakkını vermek istiyorsak bu konularda her türlü değişime açık olmalı ve sürekli gelişmeye günceli takip etmeye hazır olmalıyız. Ve bu bilinç sadece deniz hukukçuları ve denizcilerle sınırlı kalmamalı milletimize de kazandırılmalıdır. Denizci Devlet denildiği zaman akla gelen ilk devletlerden biri İngiltere’dir. Oysa bir ada devleti olan İngiltere’de denizcilik XVI. Yüzyıldan itibaren gelişmeye başlamış ancak 150 yıl sonra denizci devlet unvanını hak eden bir seviyeye gelmiştir. Bu konuda her ne kadar coğrafi faktörler etkili olsa da asıl faktör devlettir. Bu bizim hala üstüne eğilemediğimiz bir döngüdür devlet denizciliği ne kadar destekler ve özendirirse halk da buna ilgi duyar ve özen göstermeye başlar.
Ülkemiz 8300 kilometrelik kıyı şeridi ile önemli bir deniz ülkesi görünümündedir fakat hala denizci millet statüsüne ulaşamamıştır. Bunun için yönetenlerin sivil toplum kuruluşları yardımıyla halkı bilinçlendirici konferanslar vermeyi, yıllık olarak gençleri (genç beyinleri) bu konuda yetiştirmek için ülkedeki lise öğrencilerine deniz gezileri düzenlenmeyi, Çanakkale Destanı gibi bir destanın o suların geçilemeyeceğinin anlatılmasının ve bu ruhun yaşatılmasının bilincinin verilmesini desteklemelidir. Ayrıca 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak denizlerdeki hukuki ve ticari durumumuz gençlerimize öğretilmelidir ki onlar da kendi nesillerini bu konuda bilinçli bir şekilde yetiştirsinler.
Günümüzde dünya düzeni enerji savaşları ve su kaynaklarına olan pozisyonlara göre oluşmaya başlamıştır. Bu anlamda ülke olarak bu kaynakları en verimli şekilde kullanmakla birlikte aynı zamanda global dünya düzeninde kendi haklarımızı koruyabilmek, uluslararası arenada bireysel ve kamu haklarımızı yasal mevzuatlarda en doğru ve etkin şekilde kullanabilmeli ve savunabilir hale gelmeliyiz.
Biz toprakları çorak bir ülke değiliz,bizler üç tarafı denizle çevrili bu cennet vatanın ; doğal olarak var olan özelliklerini millet olarak geliştirmeli ve devlet olarak da eğitimler, konferanslar gibi çalıştaylar aracılığı ile bu bilinci hafızalarımıza işlemeliyiz.
Dünyada ekonomik hareketler, kaynak transferleri, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri artık teknolojik olduğu kadar stratejik davranan, enerji ve su kaynakları üzerindeki hakimiyet ölçüsüne göre devletler, milletler refah seviyesine sahip olmaktadır.
Bu nedenle gelecek dünyadaki ülke olarak varlığımız denizlerimizdedir;
Deniz ve su kaynaklarımızı etkin, çevreye zarar vermeyen ancak mümkün olan ticari, askeri ve siyasi alanlarda en etkin şekilde değerlendiren ülkeler dünya tarihinde söz sahibi ülkeler olacaklardır.
Bu durumda bizler bir şekilde denizlerimizin yeniden etkin şekilde kullanılması, askeri operasyonlardan tutun da balıkçılık, taşımacılık, boğazların kullanımları, turizm, ticaret gibi tüm alanlarda bu zenginliğimize sahip çıkmalıyız.
Bu süreçte de deniz hukuku alanında kaynaklarımızı en etkin şekilde kullanabilmek ve savunabilmek için çalışmalarımız en ciddi haliyle yeni yeni başlamaktadır.
Unutmayalım ki bizler Piri Reis’leri, Barbaros Hayrettin Paşa’ları bağrından çıkarmış bir vatanın evlatlarıyız. Bu uğurda gelecek nesillere, çocuklarımıza bunu borçluyuz…..
Metin İçerik Yazarı:Ceren BUHARALI


