in ,

Denizcilik tarihi ve kültürü (Türklerin sahneye çıkışı)

Türklerin Sahneye Çıkışı

Doğu’nun uzun zaman savunmasız kalması İslamiyet’in ortaya çıkışıyla son bulmaktadır. Doğu, artık hem kendi dünya görüşüne ve değerlerine uygun bir dini kabul etmiş, hem de Batı’nın uzun süren egemenliğine ve medeniyet dayatmasına yeni kimliğiyle karşı çıkmaya başlamıştır. Sınırlarını genişleten Doğu dünya görüşü İslamiyet’le savaşçı bir nitelik kazanacaktır. İslamiyet diğer Doğu dinlerine göre değerler uğruna savaşa daha ılımlı bakmaktadır. Bu arada Müslümanlar, Akdeniz havzasını ele geçirmeleriyle birlikte eski bilim eserlerini incelemeye ve bunları Doğu’nun bilgisiyle birleştirerek yeni bir medeniyet yaratmaya başlamışlardır. Bu durum İslam devletlerinin denizcilik ile ilk defa bilinçli olarak ilgilenmelerine ve denizciliği devlet politikası haline getirmelerine neden oldu. Önceleri sadece Araplar’ın ve İranlılar’ın himayesinde olan İslamiyet, devlet kurma ve yönetme aşamasına gelindiğinde, Doğu’nun devlet kurma geleneğine sahip gücü Türklerin Yakındoğu’ya gelmeleriyle tamamlanmıştır. Bununla birlikte, gittikçe Doğu ile bağlantıları kopan ve bu yeni güce karşı koyamayan Batı, Haçlı Bayrağı altında toplanacak ve dini görüntünün altında gerçekte eski ticaret üstünlüğünü geri almaya çalışacaktır. Artık Hristiyan Batı’nın karşısında Müslüman Türk gücü vardır ve bu güç onu sonsuza dek Doğu’dan ayıracaktır.

İlk Çağda Denizcilik Faaliyetleri

Farklı insan türlerinin paleolitik çağda yaşadıkları bölgeler

İlk insanla beraber başlayan “hayatta kalma” güdüsü, beraberinde avcı-toplayıcı bir ilkçağ toplumunu getirdi. Yüzyıllar geçtikçe doğayı kısmen de olsa kontrolü altına almayı başaran insanoğlu “üretim araçlarından en fazla pay alma” güdüsü ile ticareti, ticaret yeni tüketim mallarını, yeni tüketim malları yeni siyasal sistemleri, yeni siyasal sistemler yeni ekonomik sınıfları, bu yeni ekonomik sınıflar da yeni üretim şekillerini ortaya çıkardı. İnsanın doğayı hâkimiyeti altına alma çabasıyla başlayan tarih; zamanla insanın diğer insanlara karşı bir üstünlük mücadelesine dönüşmüştür. İnsanlık M.Ö. 6000’li yıllarda tarımla yerleşik hayata geçti. Özellikle bol su kaynaklarının bulunduğu Çin ve G.D.Asya, Nil havzası, Mezopotamya(Anadolu)insanların ilk yerleşimlerinin ortaya çıktığı alanlardı. Sümer’de tekerleğin bulunuşu(M.Ö. 4000) insanların yakın çevrelere ihtiyaçlarını karşılamak üzere hareket etmelerini kolaylaştırırken Sümerlilerin takas ve ticari değerlerin transferini kolaylaştırması ilk ticari faaliyetleri başlattı. Mezopotamya, Mısır ve daha ötede İndus uygarlıkları konumlandıkları deltalar ve deltaları besleyen ırmaklar üzerinden taşımacılık yaparken denizcilik faaliyetlerinin de alt yapısını oluşturmaktaydılar. Milattan önce 3000 yılında iç bölgelerdeki tarım ürünlerinin nehirler boyunca kıyılara ulaştırılmasında deniz araçlarının kullanılması, nehirlerin denize döküldüğü noktalarda limanların kurulmasında ve ticaret rotalarının belirlenmesinde, deniz ticaretinin Doğu Akdeniz kıyılarında gelişmesinde etkili olmuştur.(İskenderiye-Nil Nehri, Efes-B.Menderes Nehri ve Ostia Limanı-Tiber Nehri) Başlangıçta saz demetleri, şişirilmiş keçi postları ya da geniş ağızlı küpler kullanılsa da ilk yelkenlilerin ilk kez Mısır ve Mezopotamya’da yapıldığı düşünülmektedir.

Akdeniz: Kavşak Noktası

Akdeniz ilk çağlarda daima elverişli bir ulaşım yolu olmuştur. Kıyıları çok girintili ve çıkıntılıdır; üzerine birçok adalar ve takımadalar serpilmiştir. Yaz mevsiminde ve genellikle yılın daha uzun zamanında gökyüzü açıktır, sis olmaz. Med-cezir hissedilmeyecek derecede önemsizdir. Bütün bunlar gemicilik bakımından elverişli koşullardır. Çevresinde genellikle genç dağ sıraları yer alır. Fakat güneyde Nil vadisi hariç Sahra çölü ve kuzeyde Alpler ile kıtanın içine doğru yayılma sınırlanır. Cebelitarık Boğazı ile Atlas Okyanusu’na, Marmara ve Boğazlarla Karadeniz’e ve Rusya steplerine açılır. Dar Süveyş kıstağının ve Kızıldeniz üzerinden Arabistan yarımadasına, Doğu Afrika kıyılarına, Basra Körfezi’ne, Hint’e ve Uzak Doğu’ya uzanan denizyollarına bağlanır. Anadolu’nun içine sokulan İskenderun körfeziyle Fırat nehrine ve Mezopotamya’ya yaklaşır. Nihayet, Rhone vadisi üzerinden de Orta ve Batı Avrupa ile bağı vardır. İşte, bütün bu elverişli koşullar nedeniyle, İlk Çağ dünyası, Akdeniz havzasının içine kapanarak kalmamış, buradan, yukarda açıklanmış olan yollarla, denizden ve karadan etrafa taşmıştır.

Antik dönemlerde Akdeniz denilince akla 2 grup halk gelmelidir. Birisi; güçleri dolayısıyla denize çıkma ihtiyacı duyan ve eski uygarlıklarıyla kıyı ve adalar halkları üzerinde derin etkiler yaratan büyük kara imparatorlukları(Sümer, Hitit ve Mısır) diğeri; gerçek kültüre sahip olmamakla beraber aracılık ve sızma vazifesi gören denizci tacir devletleri(Miken, Fenike, Yunan).
Kara devletleri; Fırat-Dicle boylarında kurulan devletler coğrafi durumları gereği Akdeniz’e açılmak, Nil kıyılarında kurulan devletler ise gerek siyası gerek ticari güvenlik açısından bölgeye hâkim olmak zorundaydılar. Ekonomilerinin temelini büyük ölçüde tarımsal üretim oluştururken maden ve lüks tüketim malzemelerini ise ithal ediyorlardı. Ticaret devletin gözetiminde gerçekleştiriliyordu.
Denizci tacir devletleri; D. Akdeniz’de başlayıp daha sonra Yunanistan’a yayılan ticari devletler ve kolonileri bereketli Ön Asya topraklarının gelirlerinden faydalanmak üzere kurulan aracı devletlerdi. Yeterli toprağın bulunmaması ve coğrafi konumlarının uygun olmaması geçim yollarını denizde aramaya sevk etmiştir. M.Ö 8. Yy. ile birlikte gerek Fenikeliler gerekse Yunanlılar tüm Akdeniz kıyıları boyunca yoğun kolonizasyon hareketlerine girişmişlerdir. Kolonizasyon süreciyle bir anlamda Akdeniz dünyası küçülmüştür. Yine bu dönem içerisinde Lidyalıların sikkeyi keşfetmeleri ile D. Akdeniz’de filizlenmiş kültürel, ticari ve siyasi birçok unsur batıya doğru kaymıştır. Her üç kıtanın kıyılarına yakın Rodos, Kıbrıs, Girit adaları D.Akdeniz’e açılan limanlar olması nedeniyle en önemli merkezler olmuştur.

Terim olarak ilk kez Antik Yunanistan’da gücünü donanmasından alan Girit Uygarlığının yönetim biçimini tanımlamak için kullanılan Talassokrasi (Yunanca: θάλασσα Thalassa-deniz ve κρατεῖν-krasi hükmetmek anlamlarına gelen kelimelerin birleşmesiyle oluşmuştur) bariz bir şekilde denizcilik faaliyetlerinin ve deniz kuvvetinin öne çıktığı imparatorlukları anlatır. Buna en iyi örnek olarak Antik çağda hüküm süren Fenike gösterilebilir. Talassokrasiler genelde sadece sahillerde hüküm sürerken ana merkezlerinde bile iç kesimlere hâkim değillerdir. M.Ö.1200 yıllarından itibaren Akdeniz ticaretinde çok önemli bir yere sahip olan Fenikeliler, diğer uluslarla ticari faaliyetlerini sürdürebilmek ve ticaret ağlarını genişletebilmek için Akdeniz’in Batısına doğru yayılma göstermişler; Bütün Akdeniz’de, adalarda ve hatta Cebelitarık Boğazının ötesine Atlas okyanusuna kadar uzanan kıyılarda ticaret kolonileri kurmuşlardır.

Ticari faaliyetlerinin bir gerekliliği olarak ilk alfabe yazısını Fenikeliler bulmuş, ilk şeffaf cam kullanımı, notalama sisteminde, gemi yapım teknikleri ve denizcilikte de ileri gitmişler.

Daha sonra ise deniz gücünde Pers ve Yunan çekişmeleri görülmektedir. Pers Kralı I. Dareios’un İ.Ö. 6. yüzyılın sonlarında yaptığı batıya seferden sonra Trakya ve Karadeniz’in kıyılarının, boğazların Pers egemenliğine girmesi ile Yunanistan ve Batı Anadolu kentlerinin özellikle Karadeniz de kapsamlı bir kolonizasyon yapan Miletos’un engellenmişti. Karadeniz’den Ege’ye gelen buğday trafiğine sekte vurulmuş oldu. Herodotos’a göre, “Yunanlılar ve barbarların (yani Perslerin) başına ne bela gelmişse bu gemiler yüzünden gelmiştir. Atina’nın yoksul ve sıradan insanlarının soylu ve zengin kişilerden daha önemli olduğu doğrudur. Filoyu adamla donatan ve şehri üstün hale getiren onlardır. Şehri güce kavuşturan ağır piyade, soylular ve zenginler değil, dümenci, pruvadaki gözcü, mürettebat sorumlusu, tersane işçisinden oluşan insanlardır”.

Hâkim rüzgârlar ve yerel rüzgârlar, yüzey akıntıları, bu dönemde yön değişikliği kabiliyetine sahip olmayan gemilerin sorunuydu. Gemilerin bu dönemde D.Akdeniz’de saat yönünün tersi bir rota çizerek ilerledikleri düşünülmektedir. Gemiler M.Ö. 2000’den itibaren seren bağlantılı kare yelkenlerle uzun yolculukların gerçekleştirilmesini sağladı. Deniz ticareti ile ilgili bilgileri antik yazarların günümüze kadar gelmiş eserlerin ilgili kısımlarından, antik çağ denizcilerinin tuttuğu “periptori” adı verine kayıt defterlerinden öğrenmekteyiz. En önemli ticaret malları gemi yapımı için gerekli olan kereste, bakır, kalay, altın ve gümüş gibi metaller, fildişi, değerli taşlar, buğday, arpa, şarap, zeytinyağı, tekstil ürünleri ve cam eserler olarak sıralanabilir. En önemli limanlar ise Side (Selimiye), Attaleia (Antalya),Phaselis (Tekirova), Rodos, Troya, Miletos, Efesos, Kıbrıs, Kartaca, Dardanos, Ugarit, Tire(Sur), Sidon (Sayda), Aradus ve Byblos, Beerot(Berytos, Beyrut), Askalon, Yappe (Yafa), Gazze, Akko ve Sefelah’tır.

Doç. Dr. Yasemin NEMLİOĞLU KOCA

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ
DENİZCİLİK FAKÜLTESİ

DENİZCİLİK KÜLTÜR VE TARİHİ
DERS NOTLARI

 

 

 

 

 

Yazar Abramak - Doğukan Üzüm

Denizcilik İşletmeleri Yönetimi - Dokuz Eylül Üniversitesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Denizcilik tarihi ve kültürü (Doğu-Batı ilişkilerinde denizcilik ve anadolu)

Denizcilik tarihi ve kültürü (Orta çağda denizcilik faaliyetleri)